3 Mart 2012 Cumartesi

KABEM...

                                                    
Evet, ciddi iş. Sırf okumak, sırf zikretmek de değil. ıdrak edilenin yaşamı geldiğinde eleğin üzerinde kalmak, epey bir adamlık istiyor. Ölüm ihtimali yüksek yatağa yatacak kadar cesaret istiyor.
KAHRAMANLIK KILIÇ SAVURMAK MI?
Hicret sonrası Medine günlerinden bahsediyor, Bedir’i, Uhud’u, Hendek’i ve Ali’nin bir dizi kahramanlıklarını konuşuyoruz. Zülfikârı savuran aslanın heybet ve azameti imanımızı coşturuyor. Destansı savaş sahneleri dinleyerek büyüdüm cami odalarında. Onlardan anlatsın, daha çok anlatsın istiyorum.
- Kahramanlık kılıç savurmak değil sadece!
- Ne peki?..
- Ali’ye bakalım o söylesin bize asıl kahramanlığın ne olduğunu. Muharebede bir müşrikle vuruşuyor. Uzun hamlelerden sonra deviriyor adamı yere. Tam boğazına çökmüşken Ali’nin yüzüne tükürüyor adam. Sen, ben olsak hemen çalarız kılıcı o öfkeyle değil mi?..
- Herhalde..
- Ali kılıcını kınına sokuyor ve adama kalk ayağa diyor. “Seninle az önceki dövüşüm Allah içindi. şimdi sen tükürünce nefsim galebe edecekti kılıcıma. Onun için kalk. Ve çek git.”
Adam şaşırıyor ve böylesi bir inancın ihtişamı karşısında eriyor, kelime-i şehadet getirerek teslim oluyor!
- Hakaretin en ağırını yapmış adam Ali’ye. Ama o öldürmemiş, niye?..
- Kendine ait sandığın benliğin, sahiplendiğin nefsin varsa hakaret, aşağılama, kasıt vehmedersin! Ali bu, senliği benliği mi kalmış ki üstüne alınsın? Sensiz bensiz birlik hanesinde büyümüş O!..

Sensiz bensiz bir olmak, bir olanda buluşmak. Söylemesi kolay ama uygulaması?..
Zor gibi geliyor.
- Bak hacılara! Burada unvan yok, burada kisve yok, burada ırk yok. Bak şu vahdet denizine, ne güzel dalgalanıyor…
Evet , öylesine güzel bir akış, öylesine tatlı bir salınış ki, seyre doyum olmuyor.


YÜRÜYEN KUR’AN
Tavaf edenler azalıyor, cemaat yavaş yavaş ikindi için saf tutuyor.
- Kalk, namaz öncesi bir daha tavaf edelim.
Kalkıyoruz. Hacer-i Evsedi selamlayarak başlıyoruz tavafa. Ali’yi temsil eden kapının önünden Makam-ı ıbrahim’e seri adımlarla ilerlerken konuşmaya devam ediyor. Aslında tavafta konuşmak doğru değil. Ama o hem yürüyor hem anlatıyor. Herhalde Kâbe’nin ruhunu anlatmak için suskunluğu tercih etmiyor, ibadet niyetiyle konuşuyor:
- Ali yürüyen Kur’andı.
- Evet bunu biliyorum. Sahabe arasında bazı ayetlerin açıklamasında ihtilaflar çıkınca mescidin ortasına dikilir ve haykırır: “Hangi ayet nerede, ne üzerine, nasıl inzal oldu bana sorun ey ashab! Ben yürüyen Kur’anım !..”
- Ne demek yürüyen Kur’an?
- Yani kendini işaretle ben Kur’anı hazmettim mi diyor?
Hatimi, rukn-u yemaniyi geçip birinci şavtı bitiriyoruz. Yürüyen Kur’an’ı açıklıyor:
“Her an yeni bir şandadır” ayetini tasavvuf okuyanlar çok söyler değil mi?..
- Evet pek severiz, çok söyleriz.
- Ali, sistemin her an yeni şanda devam ettiğini, Kur’anın sürekli yenilendiğini, sürekli yenilenir, yerimizde saymazsak Kur’anı okuyabileceğimizi söylüyor.
- Her an yeni idraklere açık olmak diyebilir miyiz?
- Ayaklarımız ve kalplerimiz mıh gibi şeriat dairesine çivili olarak turumuza devam etmek.
Onun bu tespiti üzerine tavafın kalan kısımlarında yüksek sesle o meşhur duaları tekrarlıyoruz:
YA MUKALLıBEL KULUB! SEBBıT KALBı ALA DıNıKEL ıSLAM.
YA MUHAVVıLEL HAL! HAVVıL HAALENAA ıLA AHSENıL HAL

Yürüyen Kur’an Ali; “Allah var idi onunla beraber hiçbir şey yok idi” hadisi okununca; “şu anda da öyledir!” demiş… “Perde kalksa, her şey açığa çıksa vallahi benim yakıynimde zerre kadar artış olmaz “diyecek kadar vâkıfmış hakikate!..
Safların arasına sıkışarak kılıyoruz iki rekat tavaf namazını. ıkindinin farzı için ayağa kalktığımızda Hakkın lütfu olarak yanıma verilen zata soruyorum Ali’nin sözlerini. Fısıldıyor:
- Daha turun başındayız. Gelinecek nihai noktayı konuşmak için erken. Daha Ali’deyiz. Kâbenin öteki yüzlerini; Fatıma’yı, Hasan’ı, Hüseyin’i seyretmedik daha!
- Sahi, Alinin evliliğini atladık!
- Atlamadık, onu Fatıma bahsinde konuşacağız.- Gitmezsin hemen değil mi?.. Namazdan sonra devam eder miyiz?.
- Müsterih ol, bugün seninleyim, diyerek gülümsüyor.
ımam Sudeysi, ikindi için tekbir alıyor.
Mültezeme, o muhteşem kapıya dönerek durduk ikindiye!..


Mehmet DOğRAMACI

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder